Kayıtlar

23 - TAŞLARIN ANLATTIĞI / CLARA DUPONT-MONOD

Resim
  Fransa'nın ücra köyünde yaşayan bir ailenin, çocuklarının doğumundan üç ay sonra  görmediği, desteksiz başını dik tutamadığı,  dudaklarında bir tebessüm belirir gibi olsa da, bir kaş çatış, biberondan sonra bir iç çekiş, kapı çarpınca bir sıçrayıştan başka hiçbir tepki vermediği fark edilir.  On yaşında vefat eden bu çocuk için doktor üç yaşına kadar yaşayacağını söyler. Büyüse bile, yürüyemeyecek, göremeyecek, konuşamayacak, tutamayacaktır. Kendini ancak ağlayarak ya da keyfi yerine olduğunda küçük bir tebessümle ifade edebilecek, hep yeni doğan bir bebek gibi kalacaktır. Beyninden gelen komutları uzuvları yerine getirmeyecek, yalnızca duyabilecek ve koku alabilecektir. “Ebeveynler bir zamanlar yaşadıkları hayata son bir bakış attılar. Bundan sonra yaşamaya hazırlandıkları her şey onlara acı verecekti, arkalarında bıraktıkları yaşam da (...) Bir fayın üzerinde duruyorlardı, geçip gitmiş, geride kalmış bir zaman ile korkunç bir geleceğin arasında ve her ikisinin ...

22- SAKAR /ALEXANDRE SEURAT

Resim
"Tamam Diana, dedim, ama yine de bunu annenle ve babanla konuşmamız gerek, bir kolunu kaldırdı, Zaten hep annemle babamla konuşmak lazım, dedi ve gitti. Şimdi düşünüyorum da belki bu sözcüklerin anlamını hafife almıştım. Belki yine anne-babasının sorumlu tutulmasına değil, onlara hala konuşulabilecek insanlar gözüyle bakılmasına itiraz ediyordu. S:68” Alexandre Seurat  “Sakar”ı, 2009 yılında Fransa’da yaşanan Marina Sabatier vakasından ilhamla röportaj tekniğiyle yazar. Roman, a ilesinin psikolojik ve fiziksel şiddetine maruz kalan D iana adındaki bir kız çocuğunun ölümünden sonra konuyla ilgili kişilerin anlattıklarıyla ilerliyor. Diana, daha doğmadan annesi tarafından terkedilmek istenilmiş, doğumundan sonra sosyal hizmetlere bırakılmaya karar verildiği için günlerce hastaneden alınmamış, sevgisiz ve ilgisiz büyüyen, akranlarına göre gelişim geriliği ve farklı davranışları olan bir çocuktur.  Başkaları yanında devamlı ilgi peşindedir, abartılı hareketleri olur. Annesine bir ...

21-BÖYLE KÜÇÜK ŞEYLER / CLAIRE KEEGAN

Resim
(spoiler içerir) “Bir başkasına yardım etmedikten sonra yaşamanın bir mânâsı var mı diye düşündü Furlong” Vicdan sahibi bireyin, hayatında her şey yolunda gidiyor olsa bile başkasının acısına, gördüğü haksızlığa karşı, yeri geldiğinde bedel ödeme pahasına duyarsız kalması mümkün olabilir mi? Furlong bize bunun cevabını veriyor. 1985 yılının Noel haftasında geçen bu kısa roman; “İrlanda’nın anne-bebek bakımevleriyle Magdalen çamaşırhanelerinde acı çekmiş kadınlara ve çocuklara adanmıştır.” ithafıyla 1996 yılında sona eren bir gerçekliği hatırlatıyor. Bill Furlong'a annesi on altısında hamile kalır. Akrabaları dahi sırt çevirmişken, hizmetçiliğini yaptığı dul ve çocuğu olmayan Bayan Wilson sahiplenir, aynı evde yaşarlar.  Furlong, babasının kim olduğunu hiçbir zaman öğrenemez. Bu durum, izi kalan  kabuk tutmuş yarasıdır. Okul hayatı boyunca alay konusu edilir. Bayan Wilson’un himayesinde okulu bitirir, kömür deposu açar, ticari hayatında güvenilir biri olarak tanınır. Ailesini...

20- EMANET ÇOCUK / CLAIRE KEEGAN

Resim
(spoiler içerir) “Bir yanım babamın beni burada bırakıp gitmesini, diğer yanımsa bildiğim yaşama geri götürmesini istiyor. Öyle bir noktadayım ki ne bugüne değin olduğum kişi ne de olabileceğim yeni kişi olabiliyorum. S:13” 70 sayfaya sığdırılan, duygu dulu yalın bir dille anlatılan hikaye, 1980’lerin başında İrlanda kırsalında bir yolculukla başlıyor. Kalabalık bir aile, yaklaşan doğumu bahane edip, evin yükü azalsın, sofradan bir boğaz eksilsin diye ismi belirtilmeyen kız çocuğunu, çiftçi Kinsella ailesine emanet bırakır. Yoksulluk nedeniyle, bir çocuğun geçici olarak başka bir aileye bırakılması bir nebze olsun anlaşılabilir olsa da, ç ocuklar için anne babalarından aldıkları küçük bir onay, biraz ilgi, sevgi ve şefkat fazlasıyla yeterken, çocuklara gösterilen duygu fakirliğinin hiçbir bahanesi kabul edilemez. Babanın, hem yolculuk boyunca hem de bırakıp giderken ki tavırları minik yüreği yaralar: “Babam beni teslim edip karnını da doyurduğuna göre artık sigar...

19- BABA EVİ / ORHAN KEMAL

Resim
(spoiler içerir) "Benim bir ağabeyim var, der ki: Eski ayakkabılarımdan zenginlerimiz utansın. S:59" Baba Evinde anlatılan, gurbette yaşam mücadelesi, işsizlik, geçim sıkıntısı, açlıkla imtihan ve otoriter bir babanın baskısı altında yitirilen çocukluğun hikayesidir. Adı belirtilmeyen küçük adam; kurtuluş savaşına gönüllü katılmış, daha sonra siyasi fikirleri nedeniyle iktidarla ters düşmüş, eşine ve çocuklarına karşı otoriter bir babanın oğludur. Arkadaşlarıyla doyasıya yaşayacağı çocukluk günlerini geride bırakıp, babasının fikirleri yüzünden ailesi ile birlikte Beyrut’a kaçmak zorunda kalır.  “Elveda mavi gökler, elveda şeker kamışçıları, futbol arkadaşlarım, tozlu arsalar elveda! S:30”, "İçimde gittikçe büyüyen bir sızı... Kafamda (…) maçlar yaptığımız tozlu arsalar (…) Sonra arkadaşlarım (...) S:31" Memleket özlemi romanda önemli yer tutuyor. Bu duyguyu en yoğun şu satırlarda hissettim:  "Beyrut limanında dolaşırken bir Türk vapuru gördü...

18-KATHARINA BLUM'UN ÇİĞNENEN ONURU / HEINRICH BÖLL

Resim
  (spoiler içerir) Hakkında bilgin olmayan şeyin ardına düşme! (İsra Suresi;36) Her şeyin herkes tarafından çok kolay kayıt altına alınıp yayıldığı günlerdeyiz. Çamur at izi kalsın durumuyla kimin ne zaman karşılaşacağı belli değil artık. Sosyal medya; bilgi edinme ve düşünceyi özgürce ifade edebilmek, iletişim kurabilmek için verimli olduğu kadar, kişi ve kurumların haysiyetinin ihlal edildiği, saldırıya açık hale geldiği, toplumların yönlendirildiği, yapanın yanına kar kaldığı bir platform ayrıca. Yapılan etkileşimlerle mağduriyetlerin giderildiğine, hakların elde edildiğine, toplumsal duyarlılık ve farkındalıklar yaratılarak olumlu dönüşler alındığına şahit olsak da, bir grubun diğer gruba ya da şahıslara olan kişisel husumeti ve nefreti nedeniyle haber yapılıp hedef gösterildiği de bir gerçek.   Kişilerin onurunun kırılması, hayatlarının alt üst edilmesi pahasına, tek bir dokunuşla yapılan beğeniyle, yanıltıcı bir haberin kısa süre içerisinde çığ gibi büyümesine...

17- BABAMIN YERİ / ANNIEX ERNAUX

Resim
(spoiler içerir) 2022 Nobel Ödülünü kazanan Anniex Ernaux'nun  öğretmen olmak için girdiği mülakattan iki ay sonra babası ölür. Defin işlemleri için ailesinin yaşadığı Y..'ye gittiğinde babasını, hayatını, babasıyla arasına giren ve "ayrı düşmüş aşk gibi" diye nitelediği mesafeyi yazmaya karar verir.  “İçine girdiğim burjuva ve kültürlü dünyanın eşiğinde bırakmak zorunda kaldığım mirası gün ışığına çıkarma işini bitirdim.”(s.69)  dediği  “Babamın Yeri” adlı kısa romanında ailesinin  sınıf atlama mücadelesini anlatır. "Toprağı olmayanlar, bölgedeki büyük çiftliklerde kendilerini kiralarlardı. Büyükbabam da bir çiftlikte arabacı olarak çalışıyordu.”(s.19)  Ernaux’nun babası bu düzene razı olmaz. Şehre göçüp fabrikada işe girer. Fabrikada çalışmak bir nevi özgürlük alanına sahip olmak demektir. Statü ve sınıf değişikliği için ise, işçilikten kurtulmak gereklidir. Bunun için, eşiyle birlikte fabrikadan ayrılıp bir kafe-bakkal açarak küçük esnaflığa geçiş y...

16- SAATÇİ İBRAHİM EFENDİ TARİHİ / ELVAN KAYA AKSARI

Resim
(spoiler içerir) Saatçi İbrahim Efendi Tarihi; “Devlet karşısında var olmaya çalışan bir sanat erbabının, anlatının hurafeleriyle lezzetlendirilmiş gerçek hikâyesi. Gönüllü getto hayatı yaşayan küçük insanın mahremine, devletin gölgesi düşünce ne olur? Olsa olsa roman olur. İbrahim Efendi; müfredatlarda adı geçmeyen, tarihi şahsiyetler ansiklopedisinde bulamayacağınız, sigortasız, Diyojenvari bir karakter. Tek sosyal güvencesi, akrep ve yelkovan. Tik tak, tik tak, tik tak...” Yazarı Elvan Kaya Aksarı ve Vacilando Kitap ile ilk kez karşılaştım. Kitabın ismi, tasarımı, arka kapak yazıları ilgimi çektiği için okumaya karar verdim. 87 sayfalık Saatçi İbrahim Efendi’nin tarihi, okuyucusunu zaman felsefesi, akıl ve din ilişkisi, iş bilir memurlar üzerinden kamu kurumlarının işleyişi, bireyin devlet karşısında acizliği gibi meselelerin içine çekmeyi başarıyor. *** İbrahim Efendi kendisi için; "Ben yetmişe merdiven dayamış bir adamım, devletle hiçbir bağım yoktur. Doğunca bir kafa kâğıdı ...

15- FAHİM BEY VE BİZ / ABDÜLHAK ŞİNASİ HİSAR

Resim
  (spoiler içerir) Abdülhak Şinasi Hisar’ın “Fahim Bey ve Biz” adlı romanı, Fahim Bey’in yakın arkadaşının oğlu tarafından anlatılmaktadır.  Fahim Bey'in hayata karşı tutum ve tercihleri günlerdir yakamı bırakmadı. Kabullendiğim birçok şeyi eşeleyip, rahatsız etmeye devam ediyor beni. Yıllardır kendisinden haber almayı bekliyordum. Kitabın baskısı yoktu. Özellikle eğitim hayatım ve mesleki tercihim üzerindeki tesirinin, beni geç kalmış sorgulamaların dipsiz kuyusuna iteceğini bilsem, tanışmamayı tercih ederdim. Roman içine serpiştirilen deneme niteliğindeki tahliller kitaba ve yazarına hayran bıraktı beni. *** İlk sayfalarda, gazetede çıkan ölüm ilanıyla haberimiz oluyor Fahim Bey’den. Yine ölüm ilanından, onun II. Meşrutiyet’ten önce birkaç günlüğüne de olsa maslahatgüzarlık yapmış olduğunu ve bunun hayatı üzerinde önemli etkisi olduğunu öğreniyoruz. Bursa eşrafından yaşlı birinin oğlu olan Fahim Bey, Galatasaray Mekteb-i Sultanisi'nden mezun olunca, “H...

14- SOLMAYAN ÜMİT / SİBEL YILDIZ

Resim
“Bir Yıldızın Hikâyesi” temasıyla,  gunesebakarken.blogspot.com  adresindeki yazıları ve kitaplara kaçanlara yaptığı yorumlardan tanıdığım yazar, hayatın kıyısında kalıp, fark edilmeden yaşam mücadelesi verenlerin hikâyelerine, umutlarına, kaygılarına, acı ve sevinçlerine ortak olmaya davet ediyor bizleri. Davete icap ettiğimi belirtip, tanık olduklarımdan bazılarını kitaplara kaçanlarla bir kez de ben paylaşayım öyleyse: Yaşam kavgası, eğitim hayatı, duygusal yaşantılarında hep yanında olduğu Suat ve Cengiz’den gördüğü vefa ve vefasızlığı, bir aşk kazası sonucu aldığı kapanmaz yarası, gizlenen emaneti ve “ beklenmedik yalnızlığı ” ile “insanı yıkan hastalık değil biliyor musun Tahir, insanı asıl yıkan ümitsizlik, kimsesizlik” diyen Şermin Teyze, son vedasıyla bir emanet ve hüzün bırakıyor bizlere. Erzurum’un Pasinler kırsalında görev yapan Emel öğretmen, “okuma aşkıyla mesafeleri ezip geçen, azimleri bedenlerinden çok daha yüce sekiz minik savaşçı”dan biri olan Mehmet, e...